New York New York

New York’ta ne yapılır? Şehrin detayları bütüne nasıl yansır? Şehrin ve insanlarının ruh hali nasıldır? Dünyanın en ünlü şehirlerinden New York’un bilinmeyenlerini Seçil Sağlam yazdı.

New York, adının geçtiği anda çekim alanı oluşturup etkisi altına alacak kadar güçlü bir şehir. Burası elinde kahve bardağı ile koşturanların, çantasında stilettosu eksik olmayan kadınların, alışverişkoliklerin, hayalperestlerin, acelesi olanların, tembel ve kaygısızların, umudu olanların ve umutsuzların şehri.

New York’a neden ‘Büyük Elma’ denildiğini biliyor musunuz?

1920’li yıllarda caz müziğinin merkezi olan New York’ta müzik yapmak, ağaçtaki en büyük elmayı kapmak anlamına geldiğinden New York’a ‘Büyük Elma’ denilirmiş. Şehrin ışıltılı caddelerinin enerjisine kapılmak ve kendi New York hikayenizi yazıp, kendi ısırığınızı almak için New York daima yenileyen ve ilham veren bir güce sahip.

New York’un alamet-i farikası belki de insanlara kendilerini gerçekleştirme imkanı veriyor olmasıdır. Orada sokaklarda fikrinizi özgürce savunabilir, parklarda, metrolarda yüksek perdeden konuşmalar yapabilir, dünyanın başka yerlerinde hayretle bakılacak pek çok kılığa girip gezebilirsiniz.

Kış aylarının müthiş soğuğu, yaz aylarının bunaltan nemli sıcağına rağmen, New York yılın her döneminde başka bir dünya vadeder. Yılbaşı öncesi giderseniz caddelerin, mağazaların ışıltısına, indirim zamanı giderseniz alışverişin tatlı çekimine kapılır, sanatın peşinde günler geçirmek isterseniz de galerilerin, müzelerin ve sergilerin ‘peak’ yaptığı sonbahar/kış aylarında New York’un sersem edici kozmopolitliğine kendinizi bırakırsınız. New York boşuna dünyanın çekim merkezi değil. New York’u New York yapan asıl özellik, kuşkusuz burada yaşayan birbirinden farklı profillerin yaratmış oldukları sinerji.

Uçak inişe geçip te şehrin üzerinde alçalmaya başladığınızda, insan elinin yapmış olduğuna hayret edeceğiniz bu ‘maket şehir’, gökdelenlerinin gölgesinde geçireceğiniz, sokaklarında kaybolacağınız, parklarında uzanacağınız günleri vadetmeye başlar. Sonraki günlerde kendinizi Frank Sinatra’nın ‘New York New York’ şarkısını mırıldanırken bulursunuz. İşte o an kendi New York hikayenizi yazmaya başlamışsınızdır.

New York’ta zaman geçirmek lunaparkta dolaşmak gibidir. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. New York Library, MOMA, Ellis Island derken bir de bakarsınız bir hafta geçip gitmiş bile.

Öte yandan ilk gelişiniz olsa bile, restoranda masanızla ilgilenen garsondan kaldığınız oteldeki gününüzün nasıl geçtiğini soran ‘doorman’e, satış görevlisinden taksi şoförüne hemen herkes sanki burada yaşıyormuşsunuz gibi hissettirir.

Şehir, performansı daima canlı ve kapalı gişe oynayan bir oyun gibidir. Bu dev tiyatro sahnesinden haberiniz olsun olmasın New York, herkesin kendi hikayesini oynamasına izin verir. Belki de New York’un ‘Özgürlükler Ülkesi’ olarak addedilmesinin sebebi bu özelliğidir.

Burada karşılıklı bir alışveriş sözkonusudur. Şehir insanları besler ve kendisi de bu alışverişten beslenir. ‘Hiç kimse’ ya da ‘herkes’ olmayı seçenlerin enerjisi ve aurası ile New York ta değişir, dönüşür. Bu yüzden dünya şehridir New York.

New York’ta Neler Yapılır?

Büyük Elma, her daim değişen trendleri ve klasikleriyle her zaman pek çok alternatif sunan bir şehir.

*Ellis Adası’nı mutlaka görün. Burası yakın tarihte dünyanın her yerinden milyonlarca göçmenin bir tek bavulları, umutları ve hikayeleriyle Amerika kıtasına ilk ayak bastığı yer. Müze haline dönüştürülmüş Ellis Adası’nda sergilenen dönem kıyafetlerini, o dönemde ‘yeni bir hayat’ arzusuyla gelen göçmenlerin pasaportlarını , belgelerini, mektuplarını, fotoğraflarını görünce etkilenmemek mümkün değil.

*Greenwich, Little Italy ve Soho sokaklarında  butikler, kafeler arasında ‘New Yorker’ takılın.

*New York’un önemli ve tarihsel meydanı Union Square’e gidin.

*Ünlü Barnes&Noble kitapçısında zaman geçirin.

*Central Park’ta çimenlere uzanın.

*Parkta John Lennon’ın anısına mimar Bruce Kelly tarafından tasarlanan Strawberry Fields’i  görün.

*MOMA ve Guggenheim Müze’lerinde sanat, tasarım ve mimari dolu bir gün geçirin.

*Natural History Museum’daki dinazor iskeletlerinin yanında poz verin.

*Balık pazarını, yelkenlileri, alışverişi ve gece hayatını bünyesinde toplayan ve bir New York klasiği olan South Street Seaport bölgesinde zaman geçirin. Burası Brooklyn köprüsü manzarasıyla şehri farklı bir açıdan görebileceğiniz yerlerden. Üstelik balık pazarı, gece hayatı, alışveriş gibi farklı ilgi alanlarına da hitap ediyor.

*Roosevelt Adası’na teleferikle geçin.  Ayaklarınızın altındaki eşsiz New York manzarasına hayran kalacaksınız.

*Sahne sanatsız, ışıksız, neonsuz, özellikle de hamburgersiz bir New York düşünülemeyeceğinden New York’un meşhur hamburgercisi Melon’da hamburger yedikten sonra Broadway’de bir gösteri izlemek.

*5. Cadde’nin ışıltılı caddelerinde yürüyün.

Ve tabii ki tüm bunları yapmak için bir New York bileti alın ve hayal kurmaya başlayın:)

Bu girdi Genel’ te gönderildi. kalıcı linki yer imlerine ekleyin.