Beyrut’ta Hayat

VIP Turizm Özel Seyahat Yönetmeni
Emine Artan Beyrut deneyimlerini ve izlenimlerini Vip Blog okuyucuları için
kaleme aldı. İşte Beyrut’u merak edenler için Emine Artan’ın akıcı anlatmıyla Beyrut’ta
hayat.


Li Beirut (Ey Beyrut)

li Beirut,
men qalbi salamon li beirut
wa qubalon lil bahr wal bouyout
li sakhraten
kaannaha
wajhou baaren qadeemi…
hiya men
roui shabi khamron hiya men
araqihi khobzon wa yassamin
fa kayfa sara tamouha
tama naren wa doukhani

selam sana yüreğimin derinliklerinden
ey Beyrut!
kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler
ve eski denizlerin yeni yüzü çöller.
o ki
benim halkımın hamurundan yoğrulmuştur,
ekmeğim, içkim, yaseminim.
ateşin ve dumanın tadı nasıl oldu?
Beyrut! seni terk eden delidir.

 

**
 

Fairuz’un buğulu sesi ve güzel ve lirik bir devrim şarkısı olan Ey Beyrut selam sana sözleri ile çok sevdiğim bir şehir olan Beyrut’u anlatmak istiyorum sizlere;

Ey Beyrut ne acılar ne hüzünler gördün sen… Ama ben bunlara uzun uzun ve tarihe girmeden bugünkü yaşayan Beyrut’u size kısa ipuçları, sokaklar, lezzetleri, gece hayatı bir çırpıda sevdirmek istiyorum.

Beyrut’a güzel ve iç ısıtan bir bahar ayında 5 günlük kısa bir seyahatimiz oldu. Yazık ki ilk başta, Beyrut hakkında inanılmaz önyargılar ve gereksiz korkular önümüze çıktı. Beyrut’a gideceğimizi duyanlar bizi vaçgeçirmeye çalıştı ise de başarılı olamadılar. Yaklaşık 2 sene önceydi. Oysa ki, Beyrut herkese tavsiye edebileceğim, gümbür gümbür canlı, uyumayan, eğlenceli bir şehir. 

Beyrut, 1950-1970 yılları arasında altın devrini yaşadı ve Ortadoğu’nun Paris’i ünvanını almaya hak kazandı. Bir anda olan oldu, yüzlerce yıl beraber yaşayan birbirlerinin komşusu, arkadaşı olan olan Araplar ile Hiristiyanlar arasında dile kolay 16 yıl iç savaş gerçekleşti. 1975-1991 yıllarındaki iç savaşta çok kayıplar verildi, acılar hüzünler yaşandı. Başkanları Hariri bu savaşta hayatını kaybetti. Aradan geçen 24 yıl içinde Beyrut yaralarını sarmayı ve hayata tutunmayı başardı. Ama buna rağmen, bugün dahi bulunduğu konumunun hassaslığı nedeni ile insanların seyahat listelerinden çıkarttığı bir yer. Tabii bu ben ve benim gibi macera ruhlu, özgür seyyahlar için pek geçerli değil. İyi ki gitmişim ve bu güzeller güzeli şehirde 5 güzel gün geçirmişim.

Beyrut’tan İstanbul’a gidiş sadece 1 saat 15 dakika sürüyor. THY, Middle East ve Pegasus hava yollarının direkt uçuşları var ve vize uygulanmıyor. Bizim uçağımız Middle East idi. Kesinlikle tavsiye ederim. Son derece konforlu ve büyük uçak kullanıyorlar.

Havalimanına iniyoruz. Kısa gümrük işlemlerimizden sonra VIP Turizm’in transfer aracı ve yerel rehberimiz bizi karşılıyor. Havalimanından şehre uzanan yollarda çeşitli gece kulüplerinin ve müzikhollerinin irice ilan panoları dikkatimi çekiyor. Biz gruptan farklı olarak denize sıfır konumdaki Movenpick Otel’de kalmayı tercih etmiştik. Grup ise biraz daha şehrin merkezindeki Ramada Plaza’da kaldı. Şehir merkezi ile oteler arası mesafe yaklaşık 10-15 km.
 

Güvercin Kayaları ve Sokak Lezzetleri

Hemen kısa şehir turumuza grupla başlıyoruz.

Beyrut; Hamra –  Müslüman Beyrut, Korniş – Cornishe ve dowtown–eski Beyrut olarak bölümlere ayrılıyor. İlk dikkatimizi çeken sokak tabelaları, birçok sokağın adı yok ve numaralar ve isimlerden oluşuyor. Çoğunlukla Arapça ve Fransızca…

Önce sahile doğru iniyoruz karşımızda hemen hemen tüm Beyrut fotoğraflarını süsleyen Güvercinler Kayası çıkıyor. Birbirine paralel uzanan kayalardan büyük olanın ortası delik. 2 koca kaya denizin içinden adeta yükseliyor. Ve kıyıda bu manzarayı seyredebileceğiniz birbiri ardına sıralanmış kafeler, karides ve ıstakoz restoranları var. Biz eşimle, otelimize de çok yakın olduğu ve sokak lezzetlerini tatmak için, buraya gün batımında da geldik. Güneşin batışını izlerken, sokaklarda bol baharatlı haşlanmış bakla ve zahterli simidin tadını doya doya çıkartabilirsiniz.

Şehrin modern kısmı olan Hamra Bölgesi’ni ve eski şehir merkezi “Martyrs Meydanı”nda bulunan arkeolojik kazı çalışmaları ile kiliseleri, camileri ve tarihi eserleri gezerek devam ediyoruz. Sultanahmet Camii’nin küçük bir örneği olan mavi kubbeli Mohammed – Al Amr Camii, 1960’lardan kalma bombalardan nasibini almış olan eski Beyrut City Center sinema binası, Rolex markalı saat kulesi, Fransa’daki Etoile Yıldız Meydanı’nı örnek alarak yapılmış meydan, kafeler ve Roma hamamı kalıntıları ile turumuzu tamamlıyoruz.

Beyrut’ta bugün yine Müslümanlar ve Hıristiyanlar bir arada yaşıyor. Şehir tam Akdenizli. Her yerde Fransız etkisini görmek mümkün.

Nüfus dağılımı %65 Müslüman, %32 Şii, %25 Sünni, %7 Dürzi ve %35 Hıristiyan gözüküyor. Ancak Cumhurbaşkanı Hıristiyan Marunilerden seçiliyor, Başbakan Sünni Müslüman ve Meclis Başkanı Şii.
 

Yorucu günün sonunda otelimizin konforuna ulaşmak için sabırsızlanıyoruz. Movenpick Resort Korniş mevkîne çok yakın ve şehrin şık yüzünde. Korniş bize ilk anda İzmir Kordon boyunu hatırlattı. Devasa havuzları, deniz manzaralı geniş ve aydınlık odaları, Lübnan restoranları, barları, loungeları ve sağlık & güzellik merkezi ile şehrin içinde resort keyfi sürmenizi sağlıyor. Ayrıca toplam 2000 m²lik bir alanda hizmet veren spası, uluslararası bir üne sahip.
 

Bizim Behlül Orada Mohammed

Ve Türk dizileri… Tüm Arap ülkelerinde Türk dizileri inanılmaz bir ilgi görmekte. Bizden çok daha sıkı takip ediyorlar. Tv’yi açtığımızda Aşk-ı Memnu dizisi ile karşılaşmak bizi gülümsetiyor. Lübnanlı kızlar sıkı Kıvanç Tatlıtuğ hayranı ve dizilerde ismi Mohammed. Benim hiç seyretmediğim Gümüş dizisi, onların favorisi…

Gece Hayatı Bitmiyor

Kısa bir dinlenmenin ardından ver elini Beyrut geceleri…  Lübnan mutfağı ile ünlü bir yer. Ve damak tadı bize çok yakın. Popüler barlardan önce Budha Bar’a gidiyoruz. Saat çok erken olduğu için ve kasvetli havası nedeni ile burada küçük bir şeyler atıştırıp kısa süre zaman geçiriyoruz. Beyrut’da gece hayatı çok geç başlayıp sabahlara kadar sürüyor. Bu da bize pek yabancı değil. İstanbul gece hayatına çok benzeyen bir tarzı var. Tek güzel tarafı; fiyatlar İstanbul kadar uçuk değil neyse ki.

Seçimimizi Sky Bar’dan yana kullanıyoruz. Sky Bar’a çıkarken asansöre bindiğimizde bir anda birbirinden güzel bol estetikli ve makyajlı Adnan Hoca’nın kedi canını andıran bir kızlar topluluğu ile yukarı kadar çıkmak eşim Hakan’ı fenalaştırıyor. Neyse Sky Bar’ın açık havası iyi geliyor. Beyrut’ta devlet estetiği çok destekliyor ve estetik ameliyat kredisi açıyor. Kadınlar çok bakımlı ve güzel. Ama sanırım botoksları yapan hep aynı doktorlara gidiyorlar birbirinin ikiz kızlarla dolu gece hayatı. Ve bu şehirde kırışığı olan bayan yok. 25 inden sonra müdahale başlıyor.

Savaşın İzleri

Beyrut’ta herkes tıpkı kadınları gibi savaşın derin yaralarını bugün kapatmaya çalışıyor. Heryer inşaat halinde. Ama savaşın anısını da onlara her zaman hatırlatacak, kurşun delikleri ile dolu ve adeta simge halini almış Holiday Inn ve benzeri binalar hala duruyor.

Kebap ve Arak

Artık Lübnan mutfağına girmek istiyorum… Kebap, kebap ve mezeler… Lübnan mutfağının temelini bu oluşturuyor. Ve bunu Arap rakısı Arak ile taçlandırıyorlar.

En meşhur kebapçılar Abdel Wahab, Karam ve Babil. Sokaklarda dolaşırken Türkiye’nin gururu Köşebaşı Kebapçısı’nı görünce çok seviniyoruz. Köşebaşı Kebapçısı’nı bir başka seyahatimizde Dubai’de gördük. İkinci akşam deneyimlediğimiz Babil’i az sonra lezzetlerle beraber anlatacağım.

Olmazsa Olmaz; Yapmadan Gelmeyin: 2 Ekstra Tur

2. gün yine grupla Jeitta & Harisa ve Byblos turuna katılıyoruz. Odamızın devasa balkonunda Akdeniz’i seyrederek sabah kahvelerimizi içiyoruz. Aslında ikimizinde aklından hiç birşey yapmayıp havuz ve deniz keyfi yapmak geçiyor, ama gezilecek çok yer var diyerek bu planımızı 3. güne ayırıyoruz.
 

Jeitta mağaraları aşağı ve yukarı olmak üzere 2’ye ayrılıyor. Yukarı mağaraya çıkışlar telefeikle Ve bir kısmı yürüyerek geziliyor. Aşağı mağarada ise küçük teknelerle dolaşma imkanı var. Yukarı mağara 2200 m. Yazık ki fotoğraf çekmek yasak. Makineler girişte dolaplara kilitleniyor ama aşağıdaki linkten çok güzel fotoğraflarına bakmanızı tavsiye ederim.

http://www.jeitagrotto.com/

Ve Harissa Harissa… Aslında burası Beyrut’a komşu sayfiye şehri olan Jounnie’de. Teleferikle 680 metre yukarıya çıkıyoruz. Şehri ve denizi yukardan seyretmek şahane. Hava çok sisli. Harissa Brezilya’daki Corcovado Tepesi’nin sanki küçük bir kopyası. Rampa çıkarak ulaşılan bir kilisenin tepesinde Meryem Ana heykeli sizi kucaklamak için bekliyor. Kısa bir çay kahve molasından sonra ver elini dünyanın en eski liman şehirlerinden biri Byblos’a varıyoruz.

Byblos yaklaşık 7000 yıl önce fenikeliler tarafından kurulmuş. Şehrin ortasında Osmanlı çarşısı denilen küçük bir çarşı var. Sağlı sollu hediyelik eşya satan dükkanlar ve baharatçılar ile bize Egemizin küçük sahil kasabalarını hatırlatıyor.

Güzel bir kalede balık restoranlarında günümüzü çok güzel tamamlıyoruz. Ve şehrin sanatçı gençleri eski şehrin sokaklarına yayılarak ve güneşin keyfini çıkartarak manzarayı resmediyorlar.
 

3. gün kendi kendimize verdiğimiz sözümüzü tutarak otelimizin tüm imkanlarından kah havuzbaşında, kah denizde öğleden sonrada spada geçirerek yorgunluğumuzu atarak geçiriyoruz. Otelimizinde çok güzel bir Lübnan Restoran’ı var. Ama bizim reservasyonumuz Babil’de.

Babil’de Masamızı Donattılar

Tripadvisor’da 4,5 puanı olan bir yer Babil. Son derece geniş, ferah ve yerli halkın çok sık ziyaret ettiği bir yer. 

Bir anda masamızı sıcak, soğuk onlarca meze ile donattılar. Humus olmazsa olmazı, Felafel, Tabble, Fattash, içli köfte ve en beğendiğim Kıbble. Kıbble aslında bizim çiğ köfte gibi fıstıklısı olmak üzere onlarca çeşidini yapıyorlar.  Nohutlu salataları meşhur. En ilginci birçok Arap ülkesinde artık görmeye alışık olduğum bir sahne salata malzemleri ortaya doğranmamış olarak geliyor yani yeşillik, marul, salatalıklar, domatesler yıkanıp masaya bırakılıyor, siz kendi zevkinize göre salatanızı hazırlıyorsunuz. Benim gibi bir üşengece uygun olmadığı için dokunmuyorum.

Zahter, bol baharat ve adeta içtikleri zeytinyağı ile Lübnan mutfağı gerçekten çok zengin. Yemekle beraber küçük ve hafif marpuçlu nargile keyfi de yapabiliyorsunuz. Burda nargile yemeğin yanında bir aperatif. Böylece yemeğin ve sohbetin de süresi uzayarak bir zevk halini alıyor. Ve yemeği taçlandıran rakıya göre alkol oranı daha yüksek olmasına rağmen çarpmayan, rahat içilen ve üzüm suyundan yapılan Arap rakısı Arak. Şarapta da son derece başarılar, özellikle Ksara Bölgesi şaraplarının kalitesi çok iyi. Mezelerden yer kaldı ise bizimkilere çok benzeyen kebap  ve ana yemeklerle ile devam edebilirsiniz. Son vuruş mırra yani Arap kahvesi ile. Burayı gerçekten çok beğeniyoruz. Hafif hafif çalan Arap tınıları eşliğinde güzel bir akşam geçirebilirsiniz . Türkiye’de Lübnan mutfağı denemiş olsanız bile burda çok farklı olacağını göreceksiniz.

Karlı Dağlardan Baalbeck’e

4. gün Baalbek’teyiz. İşte gezinin başından beri en merak ettiğim yer. Grup nedense buraya gelmek istemiyor. Zaten tur programlarına alınmayan bir yer. Bizde özel bir araç tutarak Bekaa Vadisi’nden geçerek yaklaşık 2 saat mesafede bu antik keşfe hazırlıyoruz. Aracımız gayet rahat ve yol boyu Arap şöförümüz bize son moda Arap müzikleri dinletiyor. Şehirden uzaklaşarak tepelerinde karlı Lübnan Dağları’nın gölgesinde Baalbeck’e doğru ilerliyoruz. Tepelerine kar yağan dağları olan tek Arap ülkesi Lübnan. Manzara yavaş yavaş kırsala dönüyor.

Dünyanın Roma dışında en önemli 2. büyük dini merkezi olan muhteşem bir şehir. Ama şehre girmeden hemen önce çevrede yaşayan yerel bir aile tarafından keşfedilerek ziyarete açılan Arapça Hadjar el Hiblav –İngilizcesi The Stone of the Pregnant Woman yani Gebe Taşolan devasa taşı ziyaret ediyoruz. Taşı bulan ailenin işletmesi olan küçük alışveriş dükkanından Agel satın alarak, ortama uyum sağlıyoruz.     

Tarihi 9000 yıl öncesine dayanan ve 4. yüzyılda asıl şaşalı günlerini yaşayan Baalbeck’in ihtişamı bugün bile gözlerinizi kamaştıracak.

3 tanrı ve tanrıçaya adanan 3 tapınak var. Venüs, Jüpiter ve Bacchus. Ayakta 7 adet sütun, sokaklar, mezar anıtları ve tapınaklar arasında adeta kendimi kaybediyorum, her sutünün önünde pozlar veriyorum.

Ve Beyrut’a doğru dönüş yoluna başlıyoruz biren Arap şöförümüz nesfis kokulu bizim kıymalı pidelere çok benzeyen ve üzerine limon sıkılarak yenilen bir sokak lezzeti ile midelerimizi bayram ettiriyor.
 

Beyrut’a Doyum Olmaz

İşte böyle Ey Beyrut, sen ne güzel, ne kadim bir şehirsin… Açıkçası ben Beyrut’un lezzetlerine, gece hayatına, sokaklarına doyamadım. Son tavsiyem İtalya’nın güney sahilini hatırlatan Zaytune Bay’da birşeyler içmeden dönmeyin.

Bir sonraki seyahatte görüşmek üzere…

Yine Fairuz ile veda ediyorum:

Li Beirut,
men qalbi salamon li beirut
wa qubalon lil bahr wal bouyout
li sakhraten
kaannaha
wajhou baaren qadeemi
anti li, anti li,
ah aniqeeni anti li
rayati wa ajarou el ghadi wa mawjou safaren
azharat jiraou shabi azharat
damatou el oummahat
anti beirut li, anti li, ah aneeqeeni

Ey Beyrut!
El üstünde tutulacak şehirsin sen
Ey Beyrut!
Kapısını kapattı Beyrut,
Kendisini sabah akşam el üstünde tutacak
ve güzel günlere taşıyacak insanlara
Sonra bir başına kaldı sabah akşam
ve gecelerde.
Benimsin sen ey Beyrut!
Benimsin
Halkımın kanayan yarası,
Analarımın akan gözyaşısın.
Benimsin sen ey Beyrut!
Benimsin.

Bu girdi Genel’ te gönderildi. kalıcı linki yer imlerine ekleyin.