Hindistan Kerala Bölgesinde Bir Hafta

Seçil Sağlam sizin için Hindistan Kerala bölgsine gitti, gezdi, dikkat çekici detaylarını araştırdı ve sizler için Vip Blog’a yazdı. Hindistan’ı ziyaret etmeden Seçil Sağlam’ın izlenimleri baş ucu rehberi niteliğinde.

Hindistan ile ilgili bildiklerinizi unutun. Kerala, bambaşka bir Hindistan deneyimi sunan, yeşile doyacağınız, dönmek istemeyeceğiniz anlarla kendine bağlayan, ruhunuzu doyuran, gözlere, kalbe, ruha ve mideye şenlik bir bölge.

Kerala’yı görenler boşuna ‘God’s Own Country’ diye isim vermemişler. Gerçekten de Tanrı’nın elinin tüm cömertliğiyle dokunmuş olduğu bölgeye bir değil, birkaç defa gidilmeli.

Kochin Havaalanı’na indiğimde gecenin 4’ü olduğunu bilmesem, alandan dışarı çıktığımda sarıp sarmalayan nemli ve sıcak havayı pekala öğle saatleri diye düşünebilirdim. Daha önce Kerala bölgesinde farklı yerlerine gelmişliğim olduğundan beni bekleyen nemli havayı aşağı yukarı bilsem de her defasında bunu ilk defa hissediyormuş gibi oluyorum.

Welcome to Kerala!

Araca bindikten sonra açık tutmakta zorlandığım gözlerimle mücadele ederek, virajlı dağ yollarında giderek yükseklere çıktığımız ve havanın gittikçe nemden arınıp ve tazelendiği Kochi’nden Thekkady’e uzanan yolda ilerliyoruz.

Zaman zaman arabanın arka koltuğunda rüyada olduğumu düşünüyorum. Müthiş ormanlardan, her yerden adeta fışkıran, yeşil, yoğun bitki örtüsünden geçiyoruz. Sıcaklık farkından dolayı ormanları bir tül gibi zarif kaplayan incecik bir sis zaman zaman beliriyor. Klasik romancılar eminim bu sahneyi uzun uzun tasvir edebilirdi.

Yolda salaş bir büfede duruyor ve muz, su, sütlü çay alıyoruz. Saat henüz 06:30.

Thekkady’de Otele Varış

Otele vardığımda uykuyla mücadelem sona eriyor ve kendimi uykunun kavrayan kollarına bırakmam fazla zaman almıyor. Arada rüya mı gerçek mi bilmediğim anlar yaşıyorum. Odanın önündeki ağacın dallarından birine tünemiş kocaman bir maymun, oda servisinin muz cipsi, hindistan cevizli kurabiye gibi lezzetleri bırakmak için kapıyı çaldığı anlar… Hepsi rüya gibi. Hatırladığımda ise oraya tekrar gitmeyi isteyecek kadar mutlu eden anlar.

Thekkady’de ilk günüm, uçuş, saat farkı ve uykusuzluk sebebiyle böyle hayal alemi anlarla geçiyor. Otelin ayurveda merkezinde kendime masaj ısmarlıyorum. Bu bölgeye ayurvedik masajlar için defalarca gelinebilir. Kronik rahatsızlıkları tedavi amaçlı uygulanan masajlar, dünyanın pek çok yerinden insanın buraya gelmesindeki sebeplerden yalnızca biri.

Akşam yemeğindeki köriler ve hayatımda yediğim en güzel ‘paratha’ (bir çeşit gözleme) ilk günü nefis tamamlıyor.

Periyar Tiger Reserve ve Baharat Bahçeleri

Sabah 6’da kalkıyorum. Çünkü ilk tekne olan 7:30’da yerimi alıp, ormanların içinden geçen nehirde 1,5 saat süzülecek ve şansımız yaver giderse de sabahın erken saatlerinde yiyecek ve su için daha görünür yerlerde dolaşan fil ailelerini, yabani geyikleri, buffaloları göreceğiz.  

Teknenin kalkacağı yere vardığımda Hintli ailelerin yanında bir tek benim yabancı olduğumu görüyorum. Kalabalıktaki renkliliğin sebebi  yalnızca yerli turistin olması ve Hintli kadınların rengarenk ‘sarileri. Buradaki tek turist olma durumu bir hayli hoşuma gidiyor.

İki katlı nehir teknesinin üst katında yaşlı bir amcanın yanında yerimi aldığımda görevli genç gelip can yeleklerini takmamızı söylüyor. Kirden turuncusu gözükmeyen yeleği giymekte zorlanıyorum. Bu esnada tekne süzülmeye başlıyor. Kalabalık hareketlendiğinde  uzakta bir hayvan sürüsü görüldüğünü anlıyorum. Buranın adı her ne kadar ‘Tiger Reseve’ olsa da kaplanları görmek imkansız. Yalnızca  44 tane kalan kaplanlar bu yoğun ormanın derinliklerinde. Kağlanları görebilmek mümkün olmasa da, bu müthiş bitki örtüsü ve doğaya hayran kalarak tekneden ayrılıyorum.

Thekkady, dağlık bir bölge olduğu ve deniz seviyesinden yüksekte olduğu için bildiğimiz ve Hindistan denilince ezbere aklımıza gelen  sıcak ve nemli iklimin dışında bir havaya sahip.

Thekkady, adeta Hindistan’ın ‘Baharat Bahçesi’. Virajlı yollarda ilerlerken karşıma pek çok ‘Spice Garden’ -Baharat Bahçesi- tabelası çıkıyor. Bunlardan birinde durup, bahçenin sahibi kadınla bitkilerin arasında geziyorum. Hepsi ile ilgili minik bilgiler veriyor. Bahçeyi gezdikten sonra da çıkarken minik dükkanından bir takım doğal yağlar ve baharatlar alıyorum. Migrenden karın ağrısına pek çok derde deva karışım buradaki raflarda, plastik şişelerin içinde ‘sihirli’ karışımlar gibi duruyorlar.

Allepey’de Nehir Gezisi ve Xandari Pearl

Sabah güne yine erken başlıyorum. Doğa çoktan uyanmış. Kahvaltıda baharatlı patates ve dosa var. Dosa ince yapılan bir Hint krepi. Bugün Thekaddy’den Allepey’e geçiyorum. Yol boyunca göreceğim yemyeşil çay plantasyonları gözlerime ziyafet çekiyor.

Allepey’e vardığımda nehirde pek çok ‘otantik’ tekne olduğunu görüyorum. Burası Lonely Planet’ın ‘mutlaka görün’ diye yazdığı yerlerden biri.

Tekneye bindiğimde kaptan, miço ve aşçı karşılıyor. Bu teknede öğle yemeği yiyecek ve ‘Kerala  Backwaters’ta birkaç saat sessizlik içinde süzüleceğim. Bu iki odalı oldukça romantik ve huzurlu teknede konaklamak ta mümkün. Tekne kıyıdan uzaklaşmaya başladığında bu görsel şölene ve dinginliğe hayran kalıyorum. Tekneler oldukça sessiz çalıştığından adeta suda süzülüyor ve nehrin sessizliğini bozmuyor.

Nehrin dar kanallardan geçerken Kerala Backwaters’ta yaşayan binlerce kişinin günlük yaşamı yavaş ritmiyle aktığınız gözlemliyorsunuz. Bahçelerin, leğende çocuğunu yıkayan kadınların, el sallayan çocukların yanından geçiyoruz.

Buradaki evler yapılırken ihtiyaç duyulan malzemeler bu bölgeye özgü geleneksel kayıklarla taşınıyor.

Tekne hafifçe kıyıya yaklaşıyor ve teknenin miçosu muz ağacından hızlı bir hareketle iki dev yaprağı kesiyor, böylece öğle yemeğimiz için ihtiyacımız olan doğal tabaklarımıza! kavuşuyoruz:) Burası muz yapraklarının tabak işlevi gördüğü harika bir yer!

Huzurlu, sıcacık, nefis bir öğle sonrası Kerala Backwaters’tan ayrılıyorum.  Böyle bir gün için hayata ne kadar teşekkür etsem az. Ancak güzellikler bitmedi. Sırada Mararikulam Beach var…

Mararikulam Beach

1 saat kadar sonra çok özel bir otele varıyorum. Xandari Pearl, 16 villaya sahip ve doğaya saygılı ve doğa ile uyum içinde bir otel. Otelden ziyade bir yaşam alanı. Mümkün olduğunca doğal bırakılmış alanları, yumuşacık beyaz kumlara sahip upuzun sahili, muhteşem gün batımları, geleneksel balıkçı teknelerinde sabahın erken saatte ağ atan balıkçıların ufukta görünen silüetleri, sahilde bembeyaz kumların üzerindeki yürüdükçe kaçışan yüzlerce irili ufaklı beyaz yengeç, televizyonsuz odalar, eko sisteme uyumlu uygulamalar, otelin geniş arazisindeki baharat bahçesi, sade ve elegan odalar, palmiye ağaçlarının altında duş alabildiğim banyolar…

Burası kafanızı dinlemek, doğayla bütünleşmek, bir süre ‘offline’ moda geçmek için harika bir yer. Balayına gidecek olanlara, ilişkisini tazelemek ya da sevgilisini tatilde tanımak isteyenlere de ayrıca tavsiye ederim 🙂 (http://raxacollective.com/xandari-pearl/)

Allepey

Bir sonra kalacağım yer Mararikulam Beach’e fazla uzak değil. Vasundhara Resort, görkemli lobisiyle karşılıyor. Ya da bana son derece doğal Xandari Beach’ten sonra daha da göz kamaştırıcı ve görkemli geliyor.

Odama yerleştikten sonra  yarım saatlik nehir gezisi için otelin bahçesindeki minik iskelede bekliyorum. Gezi öncesinde iskelede Hindistan’a özgü sütlü çay ve kızarmış muzları keyifle tüketiyorum.

Oteldeki odam, ‘Heritage’ odalardan biri. Bu odaların özelliği, 200 yıllık yer karolarından ahşap kapılara,  elektrik düğmelerinden prizlere geleneksel bir Kerala evinden getirilerek kullanılması. Müzede kalıyormuş hissi ile dolduğum bu oda tam bir Kerala deneyimi yaşatıyor.

Kerala’daki Son Günüm; Kochin

Kerala’daki son günümde Fort Kochi’de kuzey Hint mutfağı lezzetleri ile ünlü ve bir çiftin işlettiği Dal Roti’de parmaklarımı yiyerek öğle yemeğimin tadını çıkarıyorum. Hindistan’daki bu nefis baharatlı lezzetleri özleyeceğim.

Fort Kochi, Kochin’in turistik yüzü olduğundan burada Avrupalılara çok fazla rastlıyorsunuz. Pek çok kişi yoga ve ayurveda öğrenmeye bu bölgeye geliyor ve uzun süreli kalıyor.

Öğle yemeğinden sonra Fort Kochi’nin 12. yüzyıldan bu yana baharat ticaretinin en önemli noktalarından biri olan limanına doğru yürüyorum. Buranın adeta sembolü haline gelmiş ‘Chinese fishing nets’ (Çinliler geliştirdiği için bu şekilde anılan bir balık ağı çeşidi) civarında ağır bir balık kokusu var. Balıkçıların, satıcıların, aşıkların turistik bir bölge olduğu için ailelerinin gözlerinden uzak buluşabildiği bir bölge burası.

Buradan arka sokaklara ve fotografik, renkli duvarlara doğru yönümü değiştiriyorum. Sokaklarda yürümeye başladığımda kolonyal mimari hemen göze çarpıyor. Büyük ve görkemli evler, kiliseler, bir an Hindistan’da değilmişim hissi yaratıyor. Zarif binalar butik otellere veya ‘homestay’ adı verilen mekanlara dönüştürülmüş. Dükkanlarda satılan Hint işi örtüler, şallar, objeler göz alıcı ancak turistik bir bölge olduğu için fiyatlara kanmamak gerek.

Fort Kochin’de biraz zaman geçirdikten sonra 18. ve 19. yüzyıllarda baharat ticaretinin yapıldığı Mattanchery’e geçiyorum. Mattanchery’nin sokaklarında hemen herşey ilgi çekici. Duvarlardaki graffitiler ve dükkanlarda satılan objeler aklımı başımdan almaya yetiyor.

Sanat galerilerinin,  en az 500 yaşında bir Sinagog’un da bulunduğu Mattanchery, Kochin’de en sevdiğim yer oluyor. Burada dolaşırken zaman yolculuğuna çıkıyor, kültürlerin birbiri içinde erimesiyle ortaya çıkan enteresan karışımı hissediyorsunuz. Hindistan ama bir başka Hindistan. Keşke bu sokaklarda biraz daha zamanım olsaydı diye içimden geçiriyorum.

Akşam yemeği için liman ve balıkçı tekneleri manzaralı Xandari Harbour’a gidiyorum.

Sade, modern ve detaylara kafa yorulmuş bir mimariye sahip bu otel, oldukça eski bir binanın ruhu korunarak, restore edilmesi sonucu ortaya çıkmış. Otelin mutfağında yerel tüketiciden alınan doğal ürünler kullanmak, buralı insanları turizm sektörü hakkında eğiterek, otel ve hizmet sektörüne kazandırmak, otel genelinde doğa dostu ürünler kullanmak ve daha pek çok dikkat edilen detay, doğayı korumayı ilke edinmiş bu otel grubunun temel felsefesi. Bu yüzden bu gibi işletmeleri daha fazla desteklemek ve bilinirliğini sağlamak gerektiğini düşünüyorum. (http://raxacollective.com/xandari-harbour/)

Restoranda yemek yediğim ve sivrisineklerin taarruza geçtiği saatlerde Kochi’de akşam oluyor. Limandaki balıkçı tekneleri, uzakta cılız ışıklarını gördüğüm mahalleler, otelin sade ve dinlendirici havası bu gece döneceğimi unutturuyor bir an. Sanki herşey daha yeni başladı.

Otelden, Kochi’den, Kerala’da geçirdiğim bir haftadan damağımda nefis tatlar bırakan körilerin lezzetiyle, üzerime sinmiş ayurvedik masaj yağlarının etkisiyle, her defasında hayran olduğum rengarenk sari kumaşlarının enerjisiyle, yemyeşil ormanların, çay plantasyonlarının ruhumu şenlendiren güzellikleriyle dopdulu dönüyorum.

Biliyorum ki, ne zaman burnum Hindistan özlemiyle sızlasa tüm bu detaylar olanca canlılıklarıyla gözlerimin önüne gelecek.

Bu girdi Genel’ te gönderildi. kalıcı linki yer imlerine ekleyin.