Enerjik Seul’de Dingin Ruhlar

Seçil Sağlam’ın anlatımıyla ve gezi notlarıyla Güney Kore’nin başkenti Seul…

Seul’e vardığımda havaalanının dışında bekleyen otobüslerden kalacağım semte gidecek olanı buluyorum. Otobüsün şoförü beyaz eldivenleriyle bagajın başında bavulumu alıyor. Bavulları yerleştirdikten sonra otobüse binen şoför, yolcu olan bizlere dönerek, iki elini çenesinin altında birleştiriyor ve selam verdikten sonra koltuğuna oturuyor. Şehirle ilk tanışma anımda beni etkileyen bu kusursuz detayları unutmam mümkün değil.

Seul’e yağmurlu bir cuma akşamı varıyorum. Kalacağım yer olan Hanok Bukchon Village, Kore’nin geleneksel evlerinin bulunduğu sessiz sakin, şehrin hareketinin tam kenarında ancak kendi içinde dingin bir bölge. ‘Hanok’ adı verilen evlerde yer yataklarında yatıp, huzurlu sabahlara uyanmak ta şehirde ‘yerel’ hissederek konaklamaya imkan veren alternatifler arasında.

Uzun uçuşun ardından Seul’e vardığım gece uzun ve derin bir uykuya dalıyorum. Sabah uyandığımda ev sahibim Asya ülkelerinde geleneksel bir tat olan buharda pişmiş tuzsuz, yağsız pilav, yumurta ve meyve hazırlamış. Biraz sohbet ettikten sonra şehirle randevuma geç kalmamak için evden ayrılıyorum.

Geleneksel Kore Kimliği; Gi, Hıng, Ceong

Seul’e çalışkan ve enerjik bir hava hakim. Kore kimliğini oluşturan Gi (ruh, enerji), Hıng (eğlence, sevinç, heyecan) ve Ceong (sıcaklık, şefkat, sevgi, dostluk) kavramları, şehirde hissediliyor. Her şehirde olduğu gibi nasıl bir Seul yaşamak isterseniz şehir size o yönünü gösteriyor. Tarihin izini sürerek, alışveriş çılgınlığına kapılarak, karaoke barlarda eğlenerek, lokal pazarlarda yeni tatlar deneyerek ya da sessiz sakin saray bahçelerinde gezerek… Enerjik ya da huzurlu bir Seul yaşamak tamamen ruhunuzun ne istediğine bağlı.

Şehirde ilk olarak ne kadar fazla kahveci olduğu gözüme çarpıyor. Amerika’da başlayan kahve akımı Asya’ya sıçramış. Genç nüfusun fazla olması da bu tüketimi çılgınlık boyutuna ulaştırmış.

Seul, arka fonda dağların nefis bir panorama oluşturduğu, hanedanlık saraylarının şehrin ortasında otantik mimarisi ile ihtişamlı bir şekilde karşıladığı ve mevsimine denk gelirseniz, kiraz ağacı çiçeklerinin masalsı bir atmosfer sunduğu huzurlu bahçelerinde dolaşmanın ruhunuzu dinlendireceği bir şehir.  

Pek çok metropol gibi, Seul için de 24 saat yaşayan şehir demek yersiz olmaz. Alışverişkoliklerin aklını başından alan caddeler, alışveriş merkezleri,  yerel lezzetleri tatmanın peşine düşenleri bekleyen sıradışı lezzetler… Metroda, pazarlarda, kafelerde, sokaklarda sürekli bir hareketlilik.

Geleneksel Kore Evleri; Bukchon Hanok Village

Ertesi gün kaldığım Hanok Village ve civarını keşfetmeye ayırıyorum. Burası şehrin en keyifli bölgelerinden biri.  Geleneksel evlerin arasında Korelilerin düğün, kutlama gibi özel günlerde giydikleri ‘hanbok’umla yürümek ve Korelilerin bundan hoşlandıklarını belli eden bakışlarını yakalamak ya da iltifatlarını duymak çok güzel. Bu yürüyüş esnasında evlerin kapılarını ve enteresan çatılarını da fotoğraflıyorum.

Hanok Village’ın civarında Hanedanlık Sarayları arasında en önemli saraylardan olan Gyeongbokgung ve Changdeokgung Sarayı bulunuyor.

Buradan yürüyerek Insa-dong tarafına geçiyorum. Bu trafiğe kapalı caddede her ne kadar hediyelik eşya dükkanları fazla olsa da yine de etrafta ağırlıklı olarak Korelileri görüyorum. Otantik restoranlar, çay evleri, kahveciler, porselen, zarif demlikler ve fincanlar satan dükkanlar, Starbucks kahve zincirinin Kore alfebesiyle yazılı tabelası, herşey ama herşey çok Koreli:)

Kore Sokak Lezzetleri

Insa-dong boyunca yürürken çeşitli sokak yemekleri ile karşılaşıyorum. Kızarmış yuvarlak bir hamurun içinde sunulan sebzeli noodle o gün en sevdiğim lezzet oluyor. Şekil olarak yaprak sarmaya benzeyen ancak sushi yapımında kullanılan yaprak yosun ile yapılan ve içinde sushi’de olduğu gibi pirinç olan yerel tat ’kimbap’ ise vejetaryen damağımı mutlu ediyor.

Bu lezzetlere alternatif olarak, beni biraz sarsıcı bir deneyimin beklediğini bilmeden Insa-dong’tan yürüme mesafesindeki Kwangjang Market’in yoluna düşüyorum. Pazarda büyük tencerelerde yapılan deniz ürünlerinin, yemeklerin, çeşitli omletlerin dizili olduğu yiyecek standlarını çevreleyen taburelerde oturup yemek yiyenlerin tabaklarına bakarak dolaşıyorum. Bu sırada tabakta kımıldayan birşeyler olduğunu görüyorum. Salyangozları hala canlı iken sosa batırılıp yiyen müşteriler günümün en sarsıcı anısını oluşturuyor.

Seul’de Ulaşım

Seul’de metroya alışmak zor değil.  Hatta birkaç metro denemesinden sonra, hep burada yaşıyor gibi hissetmeye başlıyorum. Şehrin farklı semtlerini keşfetmek, metro ağı sayesinde kolay ve zevkli. Metronun kullanışlı ve metro ağının kafa karıştırıcı olmamasının yanı sıra bir de harika bir ‘şehircilik detayı’ görüyorum. Metronun merdivenlerinin kenarında, bisikletlilerin kolayca inip çıkabilmesi için tekerleklerin yerleştirebildiği bir şerit bulunuyor. Medeniyet gerçekten de detaylarda gizli.

Alışveriş ve yemek alternatifleri ile dolu baş döndürücü Myeong-dong ise turistler kadar Seulluler’in de sevdiği ve zaman geçirdiği bir cadde. Burası Asya ülkelerine özgü sokak pazarları, sokak yemekleri, restoranlar, kozmetik dükkanlarının önünde ellerinde ‘snail mask’ (salyangoz maskesi) bedava dağıtan çalışanlar, kahveciler, ‘Cat Café’ler ile dolu bir cadde. Panayır gibi renkli bir dünya sunan Myeong-dong’ta dolaşmak ta alışveriş te ‘Kedi Kafe’ler de zevkli.

Şehirde Rahatlatıcı Adresler; Geleneksel Kore Hamamı ‘Jimjilbang’lar

Daha rahatlatıcı bir alternatifi ise akşama doğru yorulduğum saatlere saklıyorum. Şehrin hemen her semtinde birden fazla ‘jimjilbang’, yani Kore saunası bulunuyor. Koreliler’in toksin atmak için birkaç saatlerini geçirdikleri bu saunaların çoğu 24 saat açık. Birbirinden farklı sıcaklıklardaki odalarda sıcaklığa dayanabildiğiniz kadar durmak, ardından ortak alandaki matların üzerine yayılıp televizyonda sürekli yayınlanan Kore filmlerini (anlamasanız da) izlemek, özel bir yöntemle pişirilmiş ve bu saunalarda yemenin nedense adet olduğu ‘yumurta’lardan yemek ‘jimjilbang’ ritüelini tamamlıyor. Üstelik burada ‘gerçek’ bir Koreli gibi yaşamanın ve ‘lokal’ hissetmenin en güzel yolu ‘jimjilbang’lar. Saunaların en popüler ve turistik olanları pek çok katlı oldukça büyük binalarda hizmet veriyor, daha local olanlar ise 2 veya 3 kata yayılmış olabiliyor.

Savaş Müzesi

Seul’deki son günümü benim için duygusal addettiğim bir ziyarete ayırıyorum. Savaş Müzesi, isim itibariyle ğek çok kişi için öncelikli yerler listesinde ilk sıralarda yer almayabilir. Ancak modern mimarisi, özenle hazırlanmış bölümleri, Kore’nin tarih boyunca görüp geçirdiği savaşların anlatım şekilleri, savaş kostümleri ve fotoğraflar arasında zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz. Kore Savaşı’na yardım eden ülkelere teşekkür sunmak için ayrılan ülkeler bölümünde Türkiye’nin, ‘kardeş ülke’ olarak anılması da ayrıca gurur verici.

Kore Savaşı’nda Türkiye’nin verdiği desteği Koreliler’in asla unutmaması ve her fırsatta şükranlarını dile getirmeleri Kore’ye gitmenin en fazla mutluluk ve gurur veren yanlarından. Türk olduğunu söylediğiniz an sempatinin artması ve ‘’Türkiye bizim kardeş ülkemiz” demeleri Kore’ye karşı sempatimi artırıyor. Hatta girdiğim bir dükkanda, dükkan sahibi Türk olduğumu öğrenince, ‘Üsküdar’a giderken’ şarkısını söylemeye başlaması, kaldığım evin sahibesine, benden 65 sene önce dedemin bu toprakları savunmak için Türkiye’den kalkıp geldiğini ve benim de Savaş Müzesi’ne gittğimi söylediğimde şükran duygusunu gösteren mimiklerle bana teşekkür etmesi gibi zarif ve unutamayacağım tepkiler, Kore seyahatime anlam katıyor. Geleneklerine bağlı olmalarının yanı sıra son derece çalışkan ve modern olan bu toplumu tüm kalbimle takdir ediyorum.

Yollara düşme sebebiniz ve beklentiniz, değişik tatlar keşfetmek, şaşırmak -seyahat ettikçe artık şaşırmamak, şehirlerin ritmini yaşamak, binlerce yıllık geçmişe sahip yerlerin enerjisini hissetmek ise Seul, bunların tümünü fazlasıyla yaşatıyor.

Bu girdi Genel’ te gönderildi. kalıcı linki yer imlerine ekleyin.