Ateşböceklerinin eşliğinde Cancun’dan Tulum’a

Zor ama güzel: Cancun. Ve Tulum. Seçil Sağlam yazdı:

Türkiye’den Meksika, Cancun’a seyahat etme fikri direkt uçuş olmadığı için ilk başta zahmetli gibi görünebilir. Ancak Türk Hava Yolları’nın geçtiğimiz aylarda Miami’ye direk uçuşlara başlamış olması işleri kolaylaştırdı.

Tulum’a Nasıl Gidilir?

Miami’den Cancun’a ise günde birkaç sefer bulunduğu için kolayca uçuluyor. Yolcu olan bizlere ise tek zahmeti, Türk Hava Yolları’nın kusur bulmakta zorlandığım servisinin, lezzetlerinin ve bagaj limitinde 1 -2 kilo fazlalığa esneklik göstermesi gibi hoşluklarının ardından Amerikan Airlines’ın bagaj limiti işini çok sıkı tutuyor olması ve Türk Hava Yolları’nın profesyonel hosteslerinin aksine son derece ilginç hostes tipleri ile karşılaşmak. Gerçi bu, 2 saatlik uçuşta sadece gazlı içecek servis etmelerinden daha keyifli bir detay. Kafasında güneş gözlüğüyle karşılayan ve uçuş boyunca da gözlüğünü kafasından çıkarma ihtiyacı duymayan, yüksek topuklu gece ayakkabılarıyla ve birbirinden alakasız takılarıyla servis yapan, tüm bu ‘sıra dışı’ hostes görünümünün yanı sıra güler yüzlü olduğu için hakkını yiyemeyeceğim hostes unutulmazdı.

İki saatlik uçuşta sadece gazlı içeceklerin servis edildiği uçuştan sıcak ve canlı Cancun Havalimanı’na indiğimde, Miami’den daha sıcak ve güneşli bir havanın yanı sıra hareketli bir kalabalık karşılıyor. Ellerinde isimlerin yazılı olduğu kağıtları tutan acenta çalışanları, şoförler, kendilerini karşılayacak ilgili kişiyi bulmaya çalışan turistlerle buluşunca otobüsler dolusu yolcu Cancun’daki resortlara, otellere dağılmaya başlıyor. Buradan Tulum’a gitmeyi planladığım için çıkışta hemen sağ tarafta yer alan otobüs peronlarına yöneliyor ve kalkacak ilk otobüsün saatini soruyorum. Yarım saat sonra kalkacağı için mutluyum. Bu esnada henüz Meksika’da olduğumun idrakinde değilim, zira etrafta bir hayli fazla Amerikalı nüfusu var.

Otobüs alternatifinin dışında, araç kiralamak da olası. Yollar güvenli ve rahat. Ayrıca birileriyle tanışırsanız Tulum’a birkaç kişiyle paylaşabileceğiniz minivan tarzında bir araç ile de gidebilirsiniz. Bunların arasında otobüs en ucuz ulaşım şekli. Ayrıca otobüslerin de rahat olduğunu okumuştum. Tulum, Meksika’nın pahalı yerlerinden olduğu için oradaki giderlerimi seyahatin belli giderlerinden kısarak dengeleme çabasındayım:)

Cancun Havalimanı’ndan Tulum’a direkt giden araç yok (kiralamadığınız sürece) Dolayısıyla Playa Del Carmen’de otobüs değiştirmek durumundayım. İndiğim mini otogardaki gişeden ilk otobüse bilet alıyorum. Buradan Tulum’a yaklaşık 2 saat süren yeşil yol huzur veriyor.

Tulum’da Nerede Kalınır?

Tulum’a gelmeden önce nerede konaklamam gerektiği konusunda kararsız kalmıştım. Çünkü burada belli başlı iki alternatif bulunuyor, Türklere özgü diye düşündüğüm ‘kıyaslama yapma’ klişesine bu defa ben de takılıyorum ve Tulum ile Çeşme’yi bir noktada benzetiyorum. Tulum’da da Alaçatı’da kalmak gibi ‘downtown’da kalıp, denize bisiklet ya da minibüsle gidebilir ya da Çeşme Ilıca sahilinde konaklamak gibi sahil boyunca uzanan otellerden birinde konaklayarak sabahları okyanusun sesiyle uyanabilirsiniz. Her ikisinin de farklı hoşlukları olmakla beraber, kaldığım Villa Geminis Boutique Hotel’den memnun kalsam da sahilde sabah okyanusun tazeliği ve kuş sesleri ile uyanmanın tazeleyici etkisi bambaşka.

Kalacağım otelin sevimli avlusunda renkli, büyük porselen bir zürafa karşılıyor. Minik süs havuzunun etrafına ve masaların üzerine mumlar yerleştirilmiş. Renkli fenerler ve avlunun diğer ucuna yerleştirilmiş iki şezlong oteli sempatik kılıyor. Otelde odaların her biri farklı ressamın replika tablolarıyla dekore edilmiş. Bu oteli internet üzerinden bulduğumda beni en çok çeken de bu sempatik odalardı, şimdi görüyorum ki mini bahçesi de en az odaları kadar sempatik. Gözüme kestirdiğim Frida temalı odaya rezervasyon yapılmış, dolayısıyla Gaughin’de kalacağım.

Tulum’da Vejetaryen Yemek Arayışı; Kaktüs Salatası

Resepsiyondaki görevli kıza, akşam yemeği için yakın bir adres soruyorum. Otelden çok değil, 5-6 dakika yürüdükten sonra tavsiye ettiği El Asadero’dayım. Boş masanın olmadığı ve kapıda isimlerini yazdıran birçok kişinin yer beklediği restoran, vejetaryenlere pek uygun bir adres değil. Burası et sevenler için iyi bir ‘et restoranı’. Dolayısıyla seçebileceğim en uygun ve ‘ilginç’ alternatif ‘Kaktüs Salatası. Açılışı kaktüs salatası ile yapınca ‘İşte şimdi Meksika’dayım diyorum. Avrupa ve Amerikalı müşteri ağırlıklı bir profile sahip restoranda, masadaki kaktüs salatası ve sempatik Meksikalı garsonlar dışında hala Meksika modunda değilim.

Takip eden günler, sırt çantalı gezginlerin, ‘hippi’ stilde yaşayarak burada bir süre yaşayanların genel olarak Avrupalı olduğunu görüyorum. Sakin, kibar ve hayatı kolaylaştıran Meksikalıların, ülkenin renkleri ve doğasının, buraya çekilen insanlar için alternatif bir hayat oluşturduğunu düşünüyorum.

Salata ve haşlanmış patatesten oluşan ilk akşamki menümden sonra ilk gün oryantasyonu olarak Tulum downtown’da dolaşmaya başlıyorum. Canlı diyebileceğim sokaklar ve mekanlar var. Hediyelik eşya dükkanları geç saatlere kadar açık. Nefis bir müzik geliyor bir yerden, sesin geldiği tarafa yürüdüğümde bir düğün olduğunu fark ediyorum. Kapıda durup gelin ve damadı, misafirleri, dansları, kıyafetleri inceleyip müzikle beraber sallanırken, ortalıkta koşturan çocukları ve renkli balonlarla bizdeki ‘yerel’ düğünleri aratmayan görüntüleri izliyorum. Meksikalı çifte mutluluklar…

Ertesi sabah otelin minik avlusunda taze meyveler, kahve, marmelat, ekmek, yoğurt gibi birkaç temel kahvaltılığın dizildiği kahvaltıya inerken montum ve sweatshirt’üm üzerimde çünkü Tulum’da sabah saatleri bir hayli serin. ‘Hava ilerleyen saatlerde denize girmeye imkan verir mi?’ endişelerim öğle saatlerinde turkuaz sularda üzerimden tropik kuşlar uçarken mutlu bir ifadeyle kumsala bakarken buharlaşıp gidiyor. Sabah otelde kahvaltıda biraz sallandığım için, otelin bisikletiyle Tulum Maya Harabeleri’ne 15 dakikada varmış olsam bile kalabalık turist grupları çoktan sıraya girdiğinden harabeleri ziyareti ertesi güne bırakmayı planlayarak sahile paralel orman yolu boyunca devam ediyorum. Ormanlık yolda ilerlerken hoşuma giden ilk patika aradan girdiğimde bisikletimi denize en yakın palmiyeye bağlayarak suyla buluşuyorum. Acıktığımda bisiklete tekrar atlıyor, istediğim yerde yemek yiyor, denize giriyor, hamaklarda uzanıyorum. Kimse gelip oda numaramı ya da bir şey içip içmeyeceğim gibi bir soru sormuyor. Otel ve tesislerin bu bunaltmama ve müşteriyi kendi haline bırakma halleri hoşuma gidiyor.

Akşam saatleri otele dönerken hava sabahki gibi serin. Yol boyunca kesintisiz devam eden bisiklet yolu Meksika’yı takdir etmeme sebep oluyor. Yola adım attığım anda ya da bisikletimin tekerleği yola çıktığı anda duran sürücüler, Türkiye’deki saygısız ve kural tanımayan pek çok sürücüyü ve yaya olarak her an dikkatli ve tedbirli olmamız gerektiğini hatırlatıyor. ‘Tehlikeli’ diye düşündüğümüz Meksika’nın bu konudaki medeniyeti şaşırtıyor.

Tulum’da Mayaların İzinde

Tulum’daki ikinci sabahta pürüzsüz, bulutsuz gökyüzü umut verici. Otelin sempatik bahçesinde kahvaltı sonrası bisikleti tekrar sahile sürme zamanı:)

İlk hedef; Tulum Maya Harabeleri. Bu defa henüz kalabalıklar bastırmadan varmayı başarıyorum, az sonra kalabalıklaşacak olan kuyrukta sıra beklemeden biletimi alıp, deniz kenarına kurulmuş antik şehrin kalıntıları arasında dolaşmaya başlıyorum. Antik şehri gezen turist grupları ve okyanus kıyısında muhteşem bir konumda yer alan kalıntıların hemen aşağısındaki plajda denize girenler çoğalmaya başlayıp, güneş daha yükselip yakmaya başlayınca buradan ayrılıp, bisikletimin götürdüğü yerlerde denize girmek niyetim.

Meksika lezzetleri, yeşil ve mavi tonlarının gün boyu değiştiği harika deniz, gökyüzünde süzülen nefis pastel mavi kuşlar ve sahilde denize uzanmış yatık palmiye ağaçları için hayata teşekkür ediyorum.

Güneş batarken kayalıklar üzerinde balık tutan adamı, balık avlamak için okyanusa pike yapan pelikanları ve gün batımının tonlarını izliyorum. Hava kararmaya başladığında otele bisikletle döneceğimi ve bisikletin ışığı olmadığı gerçeğini hatırlıyorum.  

Telefonun ışığını yola ve arkaya dengeli bir şekilde tutmaya çalışarak ve bir ara ateşböceklerinin ışıkları dışında zifiri karanlık olan ve kimsenin olmadığı orman yolunda ilerleyerek otele varıyorum.  Döndükten çok sonra bile aklımda kalan, ateşböceklerinin yoluma eşlik ettiği ve ne kadar muhteşem bir evrende yaşadığımızı hissettiğim o an…

Bu girdi Genel’ te gönderildi. kalıcı linki yer imlerine ekleyin.